Baskının Geleceğine Heidelberg Bakışı
Anasayfa » Ambalaj » Baskının Geleceğine Heidelberg Bakışı

Baskının Geleceğine Heidelberg Bakışı

Temmuz ayının son buluşması olarak Heidelberg Türkiye Genel Müdürü Faruk Ekinci ile bir araya geldik. Aslında bir araya gelişimiz Ekinci’nin bu buluşmadan üç gün sonra Heidelberg Türkiye Genel Müdürlüğü’nden ayrılarak Heidelberg Avusturya’da Doğu Avrupa Bölgesi Lifecycle Solution başkanlığına atanması sebebiyleydi. Kendisi ile bu konuda görüştük ancak Türkiye’deki şimdilik bu son röportajımızın önemli bir kısmında da bugüne kadar bir türlü fırsat bulamadığımız Heidelberg’in dijitale dönüşümü ve baskının geleceğine bakışını konuşma imkânı bulduk. O yüzden Ekinci’nin veda röportajını alt paragraflara bırakıp öncelikle bu konuyu sizlere aktaralım.

Heidelberg, geçtiğimiz yılsonunda subscription model olarak açıkladığı yeni yatırım modeli ile önemli derecede bir şaşkınlığa sebep oldu, tabii bizim tarafımızda. Asla model ve hacim olarak aynısı olmamakla beraber dijital baskı makinelerindeki click charge modeline çok benzeyen subscription aslında basım endüstrisinin en önemli gelişim ve atlama taşı olarak değerlendiriliyor. Bu yeni model geleceğin de yatırım modeli olarak Heidelberg’in bilinen lider hüviyetine yakışan bir geliştirme oldu, diyebiliriz. “Subscription Heidelberg yönetim kurulu başkanımız Rainer Hundsdörfer ve yönetim kurulu üyemiz Dr. Ulrich Hermann tarafından tetiklenen bir model ve dünyada ilk defa sunulmaya başlandı” diyen Ekinci’nin konuya ilişkin açıklamaları şöyle:

Talep üzerine verimlilik “Heidelberg Subscription”

“Öncelikle belirtmek gerekir bu yeni model yoğun ilgi ile karşılandı. Aralık 2017’de proje tanıtıldı. Finansal yılının bitimi olan Mart ayı sonuna kadar Heidelberg, kendine on proje hedeflemişti. Bu dört ayı hedefinin üzerinde on iki proje ile tamamladı. Türkiye’de ise Sentez Grup Ambalaj’la beraber tüm projeler içindeki en büyük çalışmayı tamamladık. Burada iki makine birden model dahilinde hizmete geçti. Bu iki makinenin biri de büyük ebat olarak dünyadaki ilk makine oldu.

Sistemin çalışma biçimine bakarsak; matbaacının bütün iç operasyonel yükünü devralıp baskı altı malzeme hariç gerekli bütün tedarikleri sağlayıp bunun ödeme şeklini de tabaka başına belirlenen rakam üzerinden gerçekleştiriyoruz. Tabii ki detayları var ama temel amacımız matbaanın verimliliğini artırmak. Dünya genelinde genel ekipman verimliliği (OEE) rakamlarına baktığımızda analiz bize baskı sektöründeki verimlilik ortalamasının sadece %30 olduğunu gösteriyor. Bu rakam bize yukarıya doğru çok ciddi bir boşluk ve verimliliği artırma potansiyeli olduğunu ve buna odaklamamız gerektiğini söylüyor. Biz de bu modelle işte bu yükselmeyi hedefliyoruz. Subscripction, matbaalara verimlilik ve onların da müşterilerine daha iyi bir hizmet alma fırsatı getirecek. Özet, otomasyonu yüksek makinelerle çok iyi eğitimlerle ve tabii doğru malzemelerle makinenin performansını gerçek boyutuna çekmek.”

Kontrol altında maliyetler ve kâr marjı

“Heidelberg bu ekipman verimliliği datalarını 2000’lerin başından bu yana topluyor. Makineler ve matbaalar arası kıyaslamalar yapıyor. Tabii global çapta. Bu izlemeler gösteriyor ki az sayıda da olsa verimliliği %60 olan matbaalar var. Bu da bize verimliliği yükseltebileceğimiz potansiyeli gösteriyor. Hedef, öncelikle tabaka başına işletim maliyetlerini aşağıya çekmek. Fiyat verirken fiyatı yazdığınız andan itibaren maliyetinizi biliyorsunuz. Kâr marjınızı ilk andan itibaren biliyorsunuz. Benim yeni görevimle de birlikte malzeme tarafındaki büyük pazarda biz de payımızı da artırmayı planlıyoruz. Çünkü matbaacının bu model ile satın almayla tedarikçilerle muhatap olma, zaman kaybetme riskini ve yükümlülüklerini ortadan kaldırıyoruz. Bunu geleceğin sistemi olarak görüyoruz. Yeni malî yılımızda hedefimiz 30 projeydi. Şu anki mevcut görüşmeler 54’de.” Ekinci, bu açıklamalarla birlikte bir konuya daha dikkat çekiyor. Bu model Heidelberg’in ‘piyasa deyimiyle’ bedava makine verme modeli değil. Ekinci’nin kibar deyimiyle bir finans modeli değil:

Finans değil iş yapma modeli

“Yanlış anlaşılmasın. Bu bir finansman modeli değil. Heidelberg, herkese makine veriyor gibi algı oluşmasın. Subscription, farklı bir şeyler yapmak isteyen, endüstriyelleşmek isteyen, üzerindeki operasyonel yükü atmak isteyen matbaalara hitap eden bir sistem. Verimliliği artırma konusuna da yine Sentez Grup Ambalaj projemizle bir örnek vereyim. Biz bu projede matbaaya iki makine veriyoruz ancak içeriden dört makineyi çıkarıyoruz. Bu iki makine ve subscription ile hem bu dört makinenin yükünü sırtlanacağız hem de verimliği ilaveten %30 artıracağız. Bugün rakip makine dışarı çıktı, başka bir matbaada belki teknoloji yenilenmesi sebebiyle Heidelberg makine dışarı çıkacaktır. Bu sürecin en önemli noktası ise dijitalleşme ve Heidelberg Prinect çözümünü yıllardır üretmekte. Bize bütün alt yapıyı sağlayan da Prinect. Çok farklı modüllerle bu takibi yapma imkânına sahibiz. Matbaa sahibine entegre bir tesis ve uzaktan bile bu tesisi takip edebileceği bir alt yapıyı sunuyoruz. Yazılımdaki güncellemeleri de aslında bu subscription modeli ile yapacak bir hazırlık içindeyiz.”

Pust to Stop ve matbaanın geleceği

“Heidelberg günümüzün Endüstri 4.0 evrimine on yıldır hatta daha fazla uzun zamandır hazır. Heidelberg, tüm süreci yönetebilmek için gerekli altyapıya yatırımını yaptı ve şu anda geliştirmeye devam ediyor. Son on yıllık gelişime baktığımızda matbaalarda teknoloji adına artık her şey olabilir. Örnek olarak sizi drupa 2016’ya götüreyim. Bizim orada sergilediğimiz sekiz renkli 4+4 makinemiz vardı. Push to Stop’u gösterdik orada. Normalde Push to Start olmalıydı. Bu biraz kafa karışıklığına sebep oldu. Söylemek istediğimiz şuydu. Bırakın matbaa çalışsın, üretimi tam otomasyonla en iyi biçimde yapsın, siz ne zaman durdurmak istiyorsanız o zaman durdurun. Siz dokunmadığınız sürece üretim devam edecektir. İşten işe geçişler, tüm ayarlar otomatik, palet yükleyen palet çıkaran biri var sadece. Ben bu Heidelberg yeniliğini de geleceğin baskı operatörüne bağlamak istiyorum.”

Geleceğin baskı operatörü

“20 yıl önce ustanın gözü ve değerlendirmesi çok daha önemliydi. Dijitalleşme ile daha detaylı değerlerle otomatik olarak ayar yapabiliyorsunuz. İşte bu sebeple geleceğin baskı operatörü bir bilgi işlemci olacaktır. Bilgisayarı çok iyi bilen, bundan maksimum verimi sağlayabilen biri olacak. Makine içinde o kadar çok elektronik ölçüm ve geri bildirim var ki sizin bu makinenin dilinden anlıyor olmanız lazım. Bunu söylerken de dijitalleşmenin istihdama ve insana olumsuz etki yapmayacağını da düşündüğümün altını çizmek isterim. İnsan faktörü yine çok önemli. %50 teknoloji, %50 insan benim için bir kriterdir. Bunda bir değişiklik ön görmüyorum ama o insanın kabiliyetleri farklı olacaktır. Tabii baskı operatörü eğitimlerinin de bu yönde geliştirilmesi gerekecektir. Hatta operatör yetiştiren okulların da buna hazırlıklı olmaları.”

Heidelberg’in dijitale gidişi

“Dijitalleşme hepimiz için çok önemli bir unsur. Heidelberg de bunun farkında ve son beş yıldır ciddi yatırımlar yaptı; yapmaya da devam edecek. Dijital kısa ve orta vadede ofsetin yerine geçecek diye bir düşüncemiz yok. Tamamlayıcı bir ürün ve gelecekte herhangi bir matbaada olmaması mümkün değil. Çünkü tüketici alışkanlığı ciddi bir şekilde değişti. Baskı teknolojileri de buna ayak uydurmak zorunda. Ekonomik ve verimli bir matbaa üretimi başka türlü söz konusu değil. Gelecekteki bir matbaanın makine parkına baktığımda görüşüm; beş yan yana ofset yerine iki ofset, bir inkjet dijital, bir etiket, bir 3D ya da 4D dediğimiz baskı makinelerinin bulunacağıdır. İş talebine göre en ekonomik üretim için makine seçimi yapılacak. Heidelberg de buna hazır. Heidelberg tabaka karton ve bobin etikette dijital baskı makinelerinin seri üretimine başladı. Kurulu makinelerimizin betaları bitti. 70 x 100 ebadında ambalaja hitap eden su bazlı inkjet tabaka karton baskı makinemiz Primefire ve UV inkjet Labelfire bobin etiket baskı makinemiz tamamladı ve yakın zamanda su bazlı mürekkeplerle ultra kısa tirajlarda etiket baskısı yapacak Smartfire modelinin de lansmanını yaptık. Özetle Heidelberg dijital baskıya inanıyor ve bu alanda gelişmeye devam ediyor. Tabi bunun yanı sıra iş modelinde de dijitalleşmeye ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Bu sebeple hem Prinect hem de subscription ile süreci tamamladığımızı düşünüyorum.”

Gelelim Ekinci’nin yeni görevine ve Heidelberg’deki geçmişine. 1990’da Heidelberg Avusturya’da mekatroniker olarak başlayan Ekinci, geçen 27 yıl içinde birçok farklı görevlerde bulunmuş. Bu görevler Viyana ile İstanbul arasında gidiş gelişlere sebep olmuş Dolayısıyla Ekinci için iki ev var. Viyana ve İstanbul. Bu sebeple Ekinci evinden evine dönüyor. Bu hikâyeyi de kendi kelimelerinden okuyalım:

Evden Eve Dönüş

“Altı buçuk yıl önce Heidelberg Türkiye’ye ikinci gelişimi yaşamıştım. Değişim iyidir ve bir yönetici için beş yıllık süre en verimli dönemdir, diye düşünüyorum. Değişim ile taze kan, yeni bir rüzgâr, farklı bir bakış açısı oluşuyor. Yeni bir heyecan doğuyor. Bunun da hem sektör hem de şirket için faydalı olacağını düşünüyorum.

1990 – 1998 arası Heidelberg Avusturya’da değişik pozisyonlarda görev yaptım. Bu pozisyonlar içinde makine kurulum, teknik servis de vardı, teknik destek de. Sahada da ofiste de çalıştım. 2001 yılı Kasım ayında Heidelberg, Türkiye pazarını Metro Mümessillik’ten devraldıktan sonra Türkiye’deki değişimle beraber Teknik Servis Müdürü olarak İstanbul’da göreve başladım.  2010 yılına kadar bu görevimi sürdürdüm. Bilahare Doğu Avrupa Satış Sonrası İş Geliştirmeden sorumlu olarak tekrar Heidelberg Avusturya’ya dönüşüm oldu. Bir buçuk yıl süresince Viyana’da bu pozisyonda görev yaptıktan sonra da Türkiye Genel Müdürü olarak 2011 Kasım’ında tekrar Türkiye’ye döndüm. Seve seve kabul ettiğim bir pozisyon olarak devraldım ve göreve başladım. 30 Temmuz 2018 tarihi itibariyle de burada görevim sonlandı ve yeni Heidelberg pozisyonum yine Heidelberg Avusturya’da Head of Lifecycle Solution Eastern Europe oldu. Yani Doğu Avrupa bölgesi için satış sonrası iş geliştirmeden sorumlu olacağım.”

Toplam 38 ülke

“Bu bölge içinde odaklanacağım 12 ana ülkemiz bulunuyor. Toplamda mümessiller ile beraber 38 ülkeden sorumlu olacağım. Rusya, Ukrayna, Türkiye, Macaristan, Slovakya, Avusturya, Çekya, Polonya, Baltık Ülkeleri, Finlandiya ana ülkeler. Bunun yanı sıra Türk Cumhuriyetleri, Afganistan, Lübnan, Romanya, Moldovya tüm Balkan ülkelerinde de mümessiller düzeyinde destek vereceğiz. Globalde sekiz bölgeye ayrılan Heidelberg’de benimle birlikte bu pozisyonu kendi bölgeleri için dolduran sekiz kişi olduk.

Bütün servis hizmetleri, yedek parçalar, bütün sarf malzemeleri bu işi içeriyor. Oldukça büyük bütçeli bir yapı. Bunun adı da yeni yapımız içinde Lifecycle Solution olarak belirlenmişti.”

Ekinci, yeni görevi için kendini şanslı hissediyor. Doğu Avrupa bölgesi içinde baştan beri bulunuyor olması bölgeyi ve iş yapış modellerini iyi tanıdığı anlamına geliyor. Ekinci, “En zor ülke Türkiye. Türkiye’yi tanıdıktan sonra her ülkede iş yapabilirsiniz” diyor:

Pazarlar arasındaki denge ve hedefler

“Kendimi biraz avantajlı hissediyorum çünkü Doğu Avrupa zaten içinde bulunduğum bir bölge. 2010 – 2011 yıllarındaki Viyana’daki pozisyonumda bu ülkelerde zaten satıştan sorumluydum. Ülkeler arasında inanılmaz kültürel ve iş yapış yöntemleri açısından farklılıklar var. Bunu doğru harmanlamak lazım. Türkiye için geçerli iş tarzı Kuzey Avrupalı için kabul edilemez gibi görünebiliyor. Benim nazarımda en zor ülke Türkiye ki biz Türkiye pazarını çok iyi analiz edebildik. Diğerlerine daha rahat adapte olabilirim, diye düşünüyorum. Heidelberg’in global stratejisi satış sonrasında büyümek. Dünyadaki makine pazarına baktığınızda 2,5 milyar euroluk bir pazar olduğunu görüyoruz ve Heidelberg bu pazardan takribi %48 -50 pay zaten alıyor. Burada büyüme potansiyeli çok değil. Makinenin yanı sıra takribi 8 milyar euroluk bir satış sonrası yani tüketim malzemeleri pazarı mevcut ve Heidelberg’in bu pazardaki payı takribi %6. Dolayısıyla sarf malzemede büyüme oranını bir fırsat olarak görüyoruz.”

Veda mesajı

“Teşekkürle başlamak istiyorum. 16 yıllık Türkiye geçmişim benim için çok güzel bir eğitim süreci oldu. Türkiye’nin şartları sizi farklı olmaya zorluyor. Bu tarz durumlarda Avrupa’da karşılaşmadığınız için şaşırabilirsiniz. Türkiye’de olmak kendi gelişimime önemli bir katkıda bulundu. Bu süreyi eğitim süreci olarak gördüm. Ülkeme, tatlı anıları yaşadığım insanlara teşekkür ederim. Beni kabul etmeleri ve onlardan takdir görmek beni mutlu etti. Sadece bizimle işbirliği yapanlara değil tüm matbaacılara ve tüm tedarikçilere teşekkür ederim. Rekabet güzel şeydir ve bu sebeple herkes teşekkür etmek isterim. Sektörün lideri olarak farklı bir yükümüz var üzerimizde. Daima yukarıda kalmak farklı bir şeydir, yenilikleri sizin getirmeniz gerekir. Biz de bunu ayakta tutmak için mücadele veriyoruz. Bunu da ancak insanlarla yapabilirsiniz. Bizim değerlerimiz çalışanlarımız. Çalışma arkadaşlarıma da bu konuda teşekkür etmek isterim. Uzun yıllardır beraberiz ve bir aile gibiyiz.

Ben ülkeme inanıyorum, yatırımcılarımıza canı gönülden teşekkür etmek istiyorum. Ülkemiz farklı bir hızla ilerlemekte. Bu da bizi bazı ülkeler tarafından kıskançlığa maruz bırakıyor ama birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz sürece Türkiye’yi kimse durduramaz. Özellikle ambalajda Türkiye çok daha büyük atılımlar yapacaktır. Yolumuz mutlaka kesişecek. Türkiye’den de sorumlu olacağım için görüşme imkânımız olacak. Türkiye Genel Müdürü görevine devralacak arkadaşımız, kendi insanımız. Benim için bu çok önemli. Türkiye’de yönetici olarak bir yabancıya ihtiyaç yok. Yeterince bilgili ve yetenekli insan kaynağına sahibiz. Yeni Genel Müdürümüz Selkut Bey, on altı yıldır bu şirkette. Finansman ve insan kaynaklarından sorumlu olarak görev yapıyordu. Bizi tanıyor, yurtdışını biliyor, müşterilerimiz biliyor. Kendisine de bugüne kadar verdiği destekler için teşekkür etmek istiyorum ve gelecek için de başarılar dilemek istiyorum. Kapanışı da sizinle yapmak istiyorum. Bu süre zarfından birlikte çok paylaşımlarımız oldu. Bizi desteklediniz, yanımızda bulundunuz, mesajlarımızı daha geniş bir kitleye ulaştırmamıza yardımcı oldunuz. Size de çok teşekkür ederim.”

 

Biz de MATBAA&TEKNİK dergisi olarak Faruk Bey’e geçen yedi yıla yakın süredir verdiği destek, gösterdiği gayretler ve tabii ki Türkiye Basım Endüstrisine sağladığı katkılardan dolayı da teşekkür ediyor ve yeni görevinde başarılar diliyoruz.

 

#HeidelbergTurkiye #Heidelberg #PushToStop #Dijitallesme #Prinect #SentezAmbalaj #HeidelbergSubscription #FarukEkinci #BaskininGelecegi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*